Yılanlar Hakkında Cok İlginç Bilgiler

Yılanların dişleri çeşit çeşit olup bu sürüngenlerin başlıca dört grup halinde toplanmasına temel teşkil eder.
4. Oluklu zehirdişliler (Soienglypha). Bunlarda her iki çenede ancak ilkel yapıda birkaç dişleri ve üst çenenin önünde bir çift eğri ve uzun zehir dişleri vardır, Engerekgiller ve çıngıraklıyılangiller'in meydana getirdiği bu grup üyelerinin iki özelliği vardır. Bir kere yüzlerinde, önceki iki gruptaki gibi sadece bir girinti olacağına, içlerinden bir kanal geçer. İkinci özellik, zehir dişlerinin, saldırı esnasında bir çeşit manivela sisteminin etkisiyle dikilmesidir. Öyle ki, bu zehir dişieri, ısırarak değil, vurarak etki gösterirler. Bir engerek yılanı ısırmaz, sokar. Bu itibarla sonuç aynı olsa da, saldırı metodu hiç bir suretle kobra'nınkiyle kıyaslanamaz.
Bir yılanın pullu derisinin deseni ve rengi hemen daima çevreye uygundur. Çölde yaşayanlarında kum rengi hâkimdir, ağaçların üzerinde yaşayıp, gündüzleri ava çıkanlarında çok kere yeşil renk göze çarpar, tatlı su yılanlarında koyu yeşil, deniz yılanlarında sarı ve siyahımsı mavi gibi daha canlı renkler dikkati çeker.
Hemen bütün yılanlar yumurta yumurtlarlarsa da, içerisinde dünya yüzüne çıkmaya hazır yavru bulunan yumurta yumurtlayanları da vardır. Engerekgiller böyledir. Yumurtalar çoğunlukla elips biçiminde, kabukları da derimsidir. Anne yılan, bunları, ısısı ve nem derecesi uygun bir yerde topraktaki bir deliğin içine bırakır. Yılanlarda yuva yapımına rastlanmamıştır.
Zehirli yılanların, zehir dişlerini, ön planda yiyecek elde etmede kullandıklarını belirtelim. Aynı zehir dişleri gerektiği zaman savunma silâhı görevi de görür. Özellikle tüküren kobraların zehir dişleri savunma amacına uygun şekilde değişmeye uğramıştır.
YILANLAR NERELERDE YAŞAR
Hawaii adalarının yakın bir geçmişte Hint kör yılanı gelene kadar yılanı yoktu. Bu yılan türü, gelen mallarla birlikte adaya tesadüfen sokulmuş oldu. Hint kör yılanının, hayatta kalmak ve sokulduğu her yerde tutunup üremek kabiliyeti dikkate değer. Son zamanlarda Afrika'nın, Küba'nın ve Meksika'nın genellikle deniz kıyısına yakın bazı kısımlarında da belirmiştir. Bu da ithal maddelerinin arasında geldiği tezini desteklemektedir.
AVLARINI BOĞARAK ÖLDÜREN DEV YILANLAR

Mısır'ın Eosen Devri kalıntılarında bulunan bir yılan fosili 15 metrelik bir boa'ya aitti. Güney Amerika'da Gran Chaco'da bulunan dış kavsi boyunca 6-6.5 santim uzunluğundaki zehir dişinin ise 18 metre uzunluğunda bir yılana ait olması gerektiği hesaplanmıştır.
Çöl hayvanı olanların dışındaki yılanlar, çenelerinin gözle görülür hareketleriyle eme eme su içerler. Ağaç yılanları gibi bazı ender türler ise ağızlarını ardına kadar açar ve dilleriyle su veya çiğ taneleri toplarlar. Çoğu yılan türleri sudan yoksun kalacak. olsalar, göz göre göre fenalaşır ve sonunda ölürler. Buna karşılık, kurak bölgelere yerleşmiş yılanlar bir kere kana kana içtikten sonra aylarca susuz yaşayabilirler.
Afrika kaya pitonu esaret hayatında hint domuzu ve kümes hayvanlarıyle beslenirse de, tabiattaki yiyecek listesi hakkında fazla bir şey bilinmemektedir. Tabiat bilgini Arthur Iıoveridge, Thompson ceylânı yutmuş birkaç kaya pitonu'nun öldürülerek midelerinin incelendiğinden bahsediyor. Aynı tabiat bilgini bir kaya pitonu'nun bir insana saldırışına da seyirci olmuştu. Victoria gölünün kuzey batı ucundaki bir adada yaşayan yerli bir kadın, bir akarsu kıyısında çamaşırını yıkarken bir kaya pitonu tarafından yakalanmıştı. Zavallı kadın, yardım yetişene kadar dev yılanın halkalarının arasında can vermiş bulunuyordu. Öldürülen yılan 4.5 metre uzunluğundaydı.
Anakonda'larm insan yediğini pek gören olmamışsa da, bu türün iri üyelerinin silâhsız bir adamı kolaylıkla mat edebileceği muhakkaktır. Anakondalar daha çok Güney Amerika'nın irice kemiricileriyle beslenirler. Bununla beraber anakonda' larla aynı suları paylaşan kayman' larla timsahların bazen bu yılanlar tarafından yenildiği tahmin edilebilir.
Boalar Meksika'nın Sonora bölgesinde en fazla tavşan yerler, çok kere domuz yavrularını ve kümes hayvanlarını da yiyerek insanlara zararlı olurlar. Trinidad'da öldürülen bazı boaların midesinden yavru oselolar ve yavru geyikler çıkmıştır.


Yılanların vücudu daima uzun ve silindir biçimlidir. Pulları daima pürüzsüzdür ve hafifçe kiremit tarzında dizilmiştir. Kertenkelelerde sık sık rastlanan diken, siğil, boynuz, tarak, et, yaka ve paraşüt gibi özellikler yılanlarda hiç bir zaman görülmez. Alt ve üst göz kapakları birleşerek, gözün üstünü saat camı şeklinde örtmüştür. Göz yuvarlakları da az oynak olduğundan, yılanların bakışlarında, birçok avlarını ipnotize ettiği söylenen bir sabitlik vardır. Yılanları başka sürüngenlerden ayıran bir özellik de, alt çenelerinin iki yansının sadece elâstikî bir bağla birleşmiş olmasıdır. Yılanların kulaklarının dışta bir deliği olmadığı gibi, göğüs kemikleri de yoktur.

Yılanların en göze çarpıcı özelliği bacaklarının olmayışıdır. Bununla beraber bazılarında, meselâ piton'larla boa'larda, arka ayak kalıntıları ile kalça kemiği vardır. Yılanlar, yer değiştirirken, ayak kadar oynak olan üç yüze yakın kaburgalarından yardım görürler. Kaburgalar, derinin içinden, yerdeki pürüzlere tutunurlar. Yılanların sağa sola kıvrılarak sürünüşü bu tutunma noktalarını çoğaltmak içindir.

Merak edilen bir konu da bir yılanın kuyruğunun nerede başladığıdır. Halbuki bunu kestirmek gayet basittir. Vücudun sonu, üst üste binmiş birkaç pulla örtülü bulunan enine dölyolu ağzından bellidir. Yılanların erkeklerinde buradan bazen, bilmeyenlerin ayak sandıklan çiftleşme organı çıkar.

1. Düz - dişliler (Aglyphodonta). Bunlar zehirli değillerdir. Hepsi birbirbirlerine eş çok sayıdaki dişileri

avı yutulana kadar tutmaya yarar. Boalar, pitonlar ve su yılanıgiller böyledir.

2. Geride oyuklular (Opisthoglypha). Bunlarda ise ağzın dip tarafındaki üst dişler zehir dişi şeklini almıştır. Bunların zehiri, ancak yutulma eylemi sırasında avı felce uğratmaya yarar. Susatangiller ve kumyı-lamgiller böyledir.

3. Önde - oyuklular (Proteroglypha). Bu yılanlarda üst çenenin ön dişleri zehir dişi halini almıştır. Bu dişlerin diş üzerinde, özel bezlerin salgıladığı zehrin akmasına yarayan birer oluk vardır. Bu gibi dişleri olan yılanlar, avlarını ısırır ve onları, yutmadan önce zehirlerinin etkisiyle felce uğratır, ya da öldürürler. Kobragillerle deniz - yılangille rin saldırı metodları böyledir.

Hayat tarzları kertenkelelerinin kadar değişik olmamakla beraber, yılanlar karada, ağaçların üzerinde, yeraltında veya tatlı ve tuzlu sularda yaşayabilirler. Yiyecek listeleri de belirlidir. Bazısı kemiricilerle beslenir. Esasen yılanların, grup olarak, bilhassa kemiricilerin dünya sahnesine çıkışlarından sonra gelişmeleri ilginçtir. Başka yılanlar, kuşları yerler, daha başkaları kurbağalar ve balıklarla, daha başkaları ise böceklerle beslenir. Bazı yılan türleri ise yumurta yemede ihtisas sahibidir.

Yılanlardaki duygular arasında en ziyade gelişmiş olanı dokunma duygusu olsa gerektir. Yılanın, üst dudağındaki bir yarıktan habîre meydana çıkardığı uzun ve çatallı dilinin, kurbağalarına zehir aşılamakta hiç bir ilgisi yoktur, tad almasına da yaramayıp ön plânda bir dokunma organı olarak vazife görür. Yılanlarda dokunma duygusundan sonra en önemlisi koku almadır. Görme duygusu ancak bazı gündüz yılanlarında keskin, çoğunlukta orta, hayatlarının büyük kısmını yeraltında geçirenlerde ise oldukça zayıftır.

Yılanlarda deri değiştirmek, kuşların tüy dökümünden de daha önemlidir. Henüz yumurtadan çıkmış yılan yavrusunun ilk giriştiği ve büyüdükten sonra da yılda birkaç kere tekrarladığı bir olaydırv bu. Soyulma, sürüngenin dudaklarındaki ince derinin ayrılmasıyla başlar,arta kalan deri bundan sonra iki parça halinde çıkar.Serbest hayattaki yılanlar eskimiş gömleklerinden sıyrılmak için çalılara dikenlere ve taşlara sürtünürler.turkeyarena.com

YILANLAR AVLARINI NASIL ÖLDÜRÜRLER

Bazı suyılanları, kertenkele gibi küçük hayvanları yakalayıp çenelerini bunun başına geçirir ve avlarını yutmaya girişirler. Fakat yılanların çoğunluğu, avlarını, yutmadan önce öldürürler. Bu işi ise zehirlemek veya boğmak suretiyle yaparlar. Meselâ, Boa'lar ve Amerika suyılanıgilleri'nden kral yılanları sıçan gibi ufak bir hayvana usulca yaklaşırlar. Vücudu halka halka kıvrılmış olan yılan birdenbire vücudunun ön kısmını doğrultur ve açık ağzını büyük bir hızla ileri savurur. Çeneleri kapanarak avı sıkıştırırken. yılan, halkalarından birkaçını çırpınan hayvanın vücuduna sarar.Bu halkalar sıçanın etrafında gitgide daralırlar. Talihsiz kemirici solunmaya çalışırsa da, kaburgaları halkalar tarafından mengene gibi sıkıştırıldığından, akciğerleri hava çekemez. Böylece kalbinin atışları ile kanının dolaşımı durur. Sonuç, sıçan için boğulmak suretiyle ölümdür. Yılan, bu sıkıştırma metodu ile avını en kısa ve temiz bir şekilde öldürmüş olur. Fakat daha tesirli öldürme metotları da vardır.

Zehirli yılanlar avlarını boğmazlar. Onları, kafalarındaki bezlerden gelen öldürücü bir maddenin aşılanması suretiyle öldürürler. Engerekgiller ve akrabaları bu teknikte çok ileridirler. Üst çenenin önünde bulunan zehir dişleri doktorların kullandığı enjeksiyon iğnelerine çok benzer, şu farkla ki düz olacağına eğridir. Engerek yılanı kafasını yıldırım hızıyle ileri savurur. Zehir dişleri avın etine saplanır saplanmaz, bezi çeviren kaslar sıkışırlar. Zehir bu suretle küçük bir kanal yoluyle zehir dişine, oradan da kurbanın vücuduna geçer. Vakaların çoğunda, sokulan hayvan birkaç dakikanın, hatta birkaç saniyenin içinde ölür.turkeyarena.com

Beslenme metotlarının da gösterdiği gibi, yılanlar dikkate değer çevreye uyuş örnekleri verirler. Dünyanın hemen her tarafında birbirinden çok farklı bölgelerde yaşarlar. «Bayağı engerek» (Vipera berus) İskandinav yarımadasında Kuzey Kutbunun kuzeyinde kalan bölgelere dahi girmiştir. Buralarda, bölgenin, ılık okyanus akıntılarına yakın olması sayesinde yaşayabilmektedir. Yılanlar genel olarak soğuk bölgelere veya yaz mevsimi kısa olan bölgelere pek rağbet etmezler. Yerin, yüzeyin altındaki kısımlarının devamlı donmuş bulunduğu Amerika' nın Alaska bölgesi ile Asya'nın ve Avrupa'nın en kuzeysel kuşaklarında yılan yoktur.

Yılanlar Avustralya'da pek boldurlar. Esasen zehirli yılanların zararsız türlerden daha bol olduğu biricik kıta burasıdır. Buna karşılık yılanlar Yeni Zelanda'da tutunamamışlardır. Eskiden kıta ile bağlantısı olmayan bazı okyanus adalarında da yılan yoktur. Bununla beraber tek tük yılanlar uzak kara parçalarına ulaşmayı başarmışlardır.turkeyarena.com

İrlanda'da yılan olmayışının sebebini izah etmek kolaydır. On bin yıl önceki Buzul Devri'nde kutup buz külahı güneye doğru ilerlemiş ve İrlanda'nın tamamı ile İngiltere' nin büyük bir kısmım kaplamıştı. Bunun sonucunda, Britanya adalarında ne kadar amfibyum ve sürüngen varsa hepsi ölmüştü. Buz külahı tekrar kuzeye gerüeyince, okyanusların seviyesinde alçalma olmuş ve İngiltere'yle İrlanda bu suretle latayla birleşmişti. Fakat Avrupa kıtasının sürüngenleriyle amfibyumlarının bir düzine kadarı henüz adalara ulaşmışlardı ki, buz külahının erimesiyle okyanusların seviyesi gene yükseldi ve adalarla kıta arasındaki bağlantı tekrar kesildi. İrlanda kıtaya daha uzak olduğundan, ilk orası Avrupa'dan ayrılmış oldu. İki amfibyumla bir kertenkele o vakte kadar , İrlanda'ya ulaşmış olmakla beraber, daha bir tek yılan dahi gelemeden sular yükselmişti Avrupa yılanlarının otuz iki çeşidinin sadece üç türü İngiltere'ye ulaşabilmiştir.

GERÇEKTEN büyük bütün yılanlar ya boagil, ya da pitongillerdendirler, fakat bu, bütün «boa» larla bütün «piton»lar iri yılanlardır demek değildir. Boagiller, içindeki yavrular doğmaya hazır yumurtalar yumurtladıkları gibi, bazen de tam gelişmiş yavru dünyaya getirirler, pitongiller aksine yumurtalarını dölledikten hemen sonra yumurtlarlar. Boa'lar başlıca Güney Amerika'da ve Madagaskar'da yaşarlar. Fakat Avrupa'nın, Asya'nın ve Afrika'nın bazı kısımlarında «kum boaları» na (Eryx) rastlanır. Erginlerinin uzunluğu ender olarak 60 santimi bulan «kauçuk boası» (Charina bottae) bütün boa türlerinden daha kuzeye çıkar. Kuzey Amerikanın batısının serin ormanlık bölgelerinde yaşar. Gene Birleşik Amerika'da görülen ikinci bir boa türü: «kırmızı boa» (Linchanura roseofusca), ise bu memleketin güney batısındaki kurak ve yarı kurak bölgelerde yaşar.

Pitongiller (Pythonidae), yalnız Asya'da, Afrika'da ve Avustralya'da bulunur. Yeni Dünyada yalnız Meksika'da ufak bir piton (Laxocemus bicolor) vardır. Aslında boalarla pitonlar arasındaki farklar pek önemli değildir. Her iki grupta da pençe veya mahmuz şeklinde arka bacak kalıntılarına rastlanır. Boa'larla piton'lar bütün yılanların en irileridir. 10 metre uzunluğunda olan türleri vardır. Hemen hemen şişman bir insan budu kalınlığındadırlar. Güçleri de o derecedir ki, geyik kadar hacimli, ya da pars kadar tehlikeli hayvanları halkalarıyle sıkıp boğmayı başarırlar. Bu yılanların iriliğinde bir eksilme göze çarpmaktadır. Fosil kalıntıları geçmiş çağlarda çok daha iri boaların varlığına işaret etmektedir. Fakat zamanla bu dev yılanlar yeryüzünden kalkmış bulunmaktadır.

PİTON'LARLÂ BOA'LARIN AVLARI

Bir boa'nın veya piton'un hayvanat bahçesindeki kafesinin içinde kendine ziyafet çekmesini seyretmek çok ilginçtir. İkisinden birinin kafesine diri bir tavşan atıldı mı, o vakte kadar hareketsiz yatan yılan birden yay gibi boşanarak talihsiz tavşanı çenelerinin arasına hapseder. Aynı zamanda halkalarını hayvanın vücuduna dolamış ve sıkmaya başlamıştır. Tavşan birkaç çığlık atmaya ancak vakit bulur. Aradan bir çeyrek saat geçmeden hayvancıkta hiç bir hayat belirtisi kalmaz. Bunun üzerine yılan onu, kafasından başlayarak yavaş yavaş yutmaya başlar. Omuzların ağza girmesi biraz zorludur. Ama bir kere girdikten sonra, hayvanın vücudunun geri kalan kısmı yağ gibi içeri kayar. Tavşan, yılanın içinde mideye doğru yoluna devam ettikçe, yılanın vücudunun yer yer şiştiği ve hayvan ilerledikçe bir önceki şişin indiği görülür. Sonunda şişme sırası mideye gelir. Yılan bu ziyafetten sonra sindirim devam ettiği müddetçe bazen günlerce hareketsiz yatar ve âdeta uyur. Bu süre içinde, avının sindiremediği biricik kısımları olan tüylerini topak halinde ağız yoluyle vücudundan atar.

Yılanların yiyecek ihtiyacıyle hava arasında sıkı bir bağlantı vardır.. Sıcakla beraber iştahları da artar. Fakat yılanlara genellikle pek obur denemez. Bir defada fazla miktarda yerseler de gerektiği takdirde haftalarca, hatta aylarca hiç bir şey yemeden yaşayabilirler. Tabiat bilgini G. Sehubert 500 gün süreyle ağzına bir tek lokma koymamış bir «anakonda» dan bahsetmiştir.

Şimdi biz gene pitonlarla boaların yiyeceğine dönelim. Eldeki kayıtlar, «kafesli piton» un (Python reticulatis) kendi iriliğine kıyasla ufak sayılabilecek memelilere pusu kurduğunu gösterir. Bu pitonların en irileri dahi 50 kilodan ağır çeken hayvanlara pek yanaşmazlar. . Şehir içine kadar girdikleri Bankok ta kafesli pitonlar kümes hayvanlarım, ördekleri, kedileri ve köpekleri avlayarak kolaylıkla geçimlerini sağlarlar. Borneo adasında en çok yavru yaban domuzlarım yerler.

Hint pitonu'nun yiyecek listesi daha zengindir. Bu tür kara kurbağası, sürüngen, kümes hayvanı, su faresi, havlayan geyik gibi yaratıkları aylar. Bir tanesinin, 125 santim uzunluğunda bir leoparı önce öldürdükten sonra yediği bilinmektedir. Hong Kong yakınlarındaki bir adada ise bir Hint pitonu'nun Çinli bir bebeği yediği bildirilmiştir.

Kafesli piton'un da insanlara saldırıp onları yediği görülmüştür. Hollanda Hindistanı adalarının birinde on dört yaşında bir çocuğu yakalayıp yiyen bir tanesi iki gün sonra öldürülmüş, çocuğun ölüsü de midesinin içinden çıkmıştı.. Bununla beraber insanların piton'lara kurban olması, ender olaylardandır.

BOA'LARLA PİTON'LAR NASIL ÜRER

Boa'lar istisnasız olarak ya tanı gelişmiş yavrular doğurur, ya da içinden tam gelişmiş yavru çıkmaya hazır yumurtalar yumurtlarlar. Pitonlar, onlardan farklı olarak, yumurtalarım döllenmeden kısa bir süre sonra yumurtlarlar. Anne piton yumurtalarına sarılarak yavrular çıkana kadar oradan ayrılmaz. Yumurtlanan yumurta sayısı annenin iriliğine göre değişir. Kafesli piton'un 106ya kadar yumurta yumurtladığı görülmüştür. Kuluçka süresi 60 ile 80 gün arasında oynar.